ULUKIŞLA’DA OKULLAŞMA SÜRECİ

Ulukışlalıların eğitim ve öğretime olan düşkünlüğü ise örnek olacak niteliktedir. En fakirinden en zenginine kadar herkes çocuğunu okutma çabasını göstermiş ve çoğunluğu ortaöğretim olmak üzere her kademeden memur yetiştirmişlerdir. Öğretmenlik başta olmak üzere, general, subay ve astsubaylar; doktor, avukat, vali ve mühendis olmak üzere her kademeden memurlar ülkemizin dört bir yanında görev yapmaktadır. Nerede olurlarsa olsunlar, Ulukışla’yı unutmadıkları, iki kişi bir araya geldiğinde hasretle andıkları görülmektedir.
Köyde ilk okul 1935 yıllarında üç sınıflı olarak açılıp, ileriki yıllarda beş sınıflı oldu. Köyde görev yapan ilk öğretmen rahmetli Paraparaoğlu ve Sait Önen’in eğitim konusunu böylesine sağlam mayalaması minnetle anılmaya değer. Köy Enstitülerinin açılmasıyla okula ve okumaya ilgi artmış ve süreklilik kazanmıştır. İlk olarak, Curu’nun Cuma (Cuma Öztekin) Pazarören Köy Enstitüsü’ne kaydını yaptırır. O zaman köy muhtarlığı yapan İhsan Hoca kefil olur. Yılbaşında, üzerinde devletin verdiği bir elbise ve ayakkabıyla köye dönmesi, tüm köy çocuklarını heveslendirir. Ondan sonra arkası gelir. Ertesi yıl Mustafa İpekdal, Nezir Şahintürk, İlyas Kıvrakdal, Neşet Hoca, Salim şahintürk, Hasan gençtürk, Nebi Canatan ve adını hatırlayamadığım iki kişi daha aynı okula kaydolur. Mustafa İpekdal’ın anlattığına göre Sait Hoca sınav için öğrencilerini bir gün önceden Bor’a götürmüş ve evinde yatırmış. Okula kayıt için de Ahmet Gençtürk ( Kır Ahmet ) götürmüş.
Daha sonra İvriz Köy Enstitüsü açıldı. Köyümüzden birçok kişi de bu okuldan mezun oldu.
Öğretmen okulu sınavını başaramayan pek çok kişi de Koçaş Teknik Tarım Okuluna gitti. Bu okulu bitirenlerin çoğu Astsubay oldular.
Çocuklarını kendi olanaklarıyla okutamayan aileler devletin açtığı parasız yatılı okulları tercih ediyordu. Başka çare de yoktu zaten.
Köyde eğitim seferberliği Atatürk’ün de istediği gibi bu şekilde başladı ve devam ediyor.
Kasabadaki dul ve fakir kadınlar bile çocuklarını okutabilmek için onurlu ve örnek olacak bir mücadele verdiler. Örneğin en büyüğü 7-8 yaşlarında dört çocukla dul kalan Tenzile Ninenin yaptıkları anılmaya değer. Bir eşek bir inekle çift sürmek mi dersin; çocuğunun okuduğu lisede hademelik mi dersin; kış yaz nafakasını toplamak, beş boğaza bakmak mı dersin… Benim bilmediğim daha kimler neler yaptılar, Allah bilir. Diğer anaların ve babaların çocuklarını okutabilmek için nelere katlandığını da bilenler anlatsın.
1949 yılında, Ören’e de imece usulüyle bir okul yapıldı. Tek derslik, tek öğretmenle açılmıştı okul. Örende okul açılmasına Deli Eyüp, (Eyüp Kılınçdemir) önayak olmuş, amacını gerçekleştirmek için çok uğraşmıştı.
Ören’e yapılan okul derme çatma ve beş sınıf, tek öğretmen olarak açıldı. Öğretmenimiz Rahmetli Ziya Güneş’ti. Bir sınıfla ders yaparken diğer sınıfları ödevlendirirdi. Belki diğer sınıflar ödevlendirmenin ne olduğunu bilir ve gereğini yapardı. Ancak biz birinci sınıflar bunu anlamaz ve hemen gürültüye başlardık. O zaman da cennetten çıktığını babalarımızın söylediği dayağı hak ederdik.
Daha sonra bu okullar da ihtiyacı karşılayamaz oldu. Köy halkının, devletten hiçbir yardım almadan, yumurta ve tavuk satarak yaptırdığı bir okul değme hükümet konaklarından daha görkemli olarak yapılıp bitirildi. Bu yetmedi. Örene de yeni bir okul devlet tarafından beş derslikli olarak yapıldı. Bu okullarda çoğunluğu kasabamızdan olmak üzere pek çok öğretmen çalıştı. Kasabadan pek çok memur yetişmiş olması insanlarımızın dış göç yapmasına neden oldu ve nüfus zamanla azaldı. Çünkü köyde yaşayan nüfusun beş katı kadar insan yurdumuzun çeşitli illerine dağılmıştı ve oralarda yaşamaya başlamıştı.
Bir zamanlar on beş kişiyi barındıran haneler boş kaldı. Sayısı azalan öğrencilerin cıvıltıları koca koca sınıfları dolduramaz, havasını ısıtamaz oldu.
Bunun sonucu o görkemli okul da boş kaldı ve bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tuttu. Çatısı yandı, kapısı ve penceresi sökülüp yakıldı. Büyük bir servet heba olup gitti.
Bu çalışmayı neden yaptım?
Büyük ozan Nazım Hikmet:
“Ne ah edin dostlar
Ne de ağlayın
Dünü bugüne
Bugünü yarına bağlayın.”
demektedir.
Ben de dünümüzü bugüne bağlamak istedim. Başarabildimse, kendimi mutlu sayıyorum.
Ali KILINÇSOY ― KARŞIYAKA / İZMİR

Leave a Reply