BÜYÜK OLAYLAR

Kasabanın yakın tarihinde yaşanan, halkı etkileyen, izleri silinmeyen birkaç olaydan söz etmek istiyorum.

Köyde yaşanan büyük olaylar deyince aklımıza, ellili yıllarda radyonun, daha sonra da televizyonun girişi gelmiyor. Bu araçlar hakkında köye gelmeden önce de bir şekilde bilgi sahibi olunuyordu. Benim amacım köyü derinden etkileyen, günlerce konuşulan olaylardan söz etmektir. Örneğin 1905 depremi. O sene büyük bir deprem oldu. O gün güneş Ketir’in ardına sarktığı bir sırada dağlar şöyle bir sendeledi. Doğa, sel gibi hışıladı, yel gibi horladı, yürekleri ürperten gürlemeler oldu. Kemalî Babanın bir destanla çok güzel bir anlattığı bu olayda üç çocuk öldü ve köyün camisi dağdan kopan bir taşın çarpması sonucu yıkıldı. Köyü çevreleyen tepelerden bin batmanlık kayalar üç yüz metre yüksekten kopup köyün üzerine geldi. İnsanlar ne yapacağını bilemedi. Adaklar adandı, kurbanlar kesildi. Deprem aralıklarla birkaç gün sürdü. Yukarı köyün dağ yamaçlarında oturanlar, Ören’e ve daha başka yerlere göç etmek zorunda kaldı. Geçici bir süre orada iskân oldu. Padişaha dilekçeler yazıldı.  Sonuçta olay gelip geçti, ama delip geçti.

Yine 1942 yılında sarı renkte kar yağdı. O yıl bahar gelmiş, ekinler bir karış olmuştu. Birden hava bozdu, gökyüzü kapkara oldu. Bulutlar insanların omuzlarına değecek kadar alçaldı. Derken kar yağmaya başladı. Bir karış kadar bir kar yağdı. Yağan kar ötekilere benzemiyordu. Sapsarı bir kardı bu. Görenler şaşırdı. Kıyamet alâmeti sayanlar oldu. Ondan sonra ne olduysa bu “sarı kar” sebebiyle oldu. Ekinler olduğu gibi kaldı, büyümedi. O yıl köyün dilinde “sarı kar senesi” olarak belleklere kazındı. Ondan sonra birisinin doğum yılını belirlerken “Sarı kar senesinden bir yıl sonra doğdu.” denilir oldu.

Sarı karın yağdığı yıl büyük bir kıtlık oldu. Kardan sonra damla düşmedi. Toprak damar damar çatladı, bir şey vermedi. Ekinler bir karış boy attı, başak bağlamadan orağa selam durdu.  İnsanlar gelecek kışı arkalayamamanın korkusuyla yağmur duasına çıktıysa da, faydası olmadı. Yollardan kalkan toz bulutları havada asılı kaldı. Pek çok aile ekmek bulamadığı için otla beslenmek zorunda kaldı. Azık torbalarına ot ekmekleri konuldu.  Karasaban çeken cılız öküzler, tarlaların yüzünü boşuna yırttı. “Sarı Kar” yılına “Kıtlık Senesi” de denilir oldu.  Eskinin yetmediği, yeninin bitmediği bahar aylarında öfkeler kabardıkça kabardı. Ekinler daha yeşilken yolunup ütme yapıldı.

II. Dünya Savaşının getirdiği sıkıntılar da üstüne eklendi. Ertesi yıl yağmurlar, hak edenlerin de etmeyenlerin de üzerine yağdı da, insanlar tümüyle telef olmaktan kurtuldu.

1953 yılının Ağustos ayında bir gün hava birden kışa dönüp dağa taşa diz boyu kar yağdı. Amansız bir tipi ortalığı kasıp kavurdu. Gün boyunca aç köpekler gibi uluyup durdu dağların doruklarında. Ortalık çatır ayaza kesti. Dağda otlamaya bırakılan tüm atlar ve öküzler öldü. Atların çoğu ayakta ölmüştü.  Bu olay “At kıran” olarak köylünün bellek takvimine yazıldı.

1935 ve 1946 yıllarında iki kez Karayaka’da büyük yangınlar oldu. Orman içindeki tüm canlıların da yandığı bu afet birer gün sürdü. Köylüler toplanıp söndürme girişiminde bulunduysa da bu pek etkili olmadı. Yangının kendi kendine söndüğü söylendi.

Anılmaya değer bir başka olay da Çömlekçililerle Ulukışlalılar arasındaki kavgadır. 1955 yılında su yüzünden çıkan bu kavgada iki köy birbirine girdi. Bir yerde yalnız yakaladıkları bir Ulukışlalıyı, Çömlekçililer dövdü. Bunun tersi de oldu. Bağlara ve bostanlara zarar verildi. Bu olaydan her iki köy de uzunca bir süre büyük zarar gördü. Bu kavgadan hangi taraf kazançlı çıktı, bilmiyorum.

Bir başka doğa olayı da 1970 yılının Ekim ayında meydana geldi. Leşkeri tarafından, büyük bir olasılıkla Karapınar’dan, belki de Afrika’dan gelen bir toz bulutu yavaş yavaş köyü kapladı ve o günün öğleden sonrası iki-üç saat boyunca zifiri karanlık içinde kaldı. Toz bulutu Çömlekçi yönünde kaybolduktan sonra tüm sokakları, pencere camlarını ve damları sarı bir toz tabakası kapladı.

Bu çalışmayı neden yaptım?

Büyük ozan Nazım Hikmet:

“Ne ah edin dostlar

Ne de ağlayın

Dünü bugüne

Bugünü yarına bağlayın.”

Demektedir. Ben de dünümüzü bugüne bağlamak istedim.

Başarabildimse, kendimi mutlu sayıyorum.

Ali KILINÇSOY   -   KARŞIYAKA

Leave a Reply