BİR GÖÇ HİKAYESİ MEMO’YA DOKUNMA…

BİR GÖÇ HİKAYESİ

MEMO’YA DOKUNMA…

Doğup büyüdükleri, yoksulluklar içinde olan ülkelerinden sağlık konrolü yapılarak katar katar yabancı iş gücü olarak gönderilen „Almancılar“ı yaban ellerde nelerin beklediği hiç düşünülmemişti.
Federal Hükümetin yabancılar sorumlusu 80li yıllarda bir basın toplantısında  iş gücü getirdik ama karşımıza „insan çıktı“ demişti onlar için.
Almancılar bir lokma ekmek için ayrılmak zorunda kalmışlardı memleketlerinden. Halkın arasından en dayanıklı ve sağlıklı olanları sıkı bir dokdor kontrolünden geçirilerek seçilmişlerdi. Yöneticiler hiç bir ön anlaşma yapmadan gözden çıkarmışlar ve törenler düzenleyerek yaban ellere yollamışlardı onları.

1960 lı yılların başında başlamıştı Almancıların acılarla dolu hüzünlü göç hikayeleri.
Almanya’ya göç vermemiş bir aile ya da yaşanan bu göç dalgası sırasında oluşan hayat hikayelerinden etkilenmeyen kimse kalmamıştı memlekette.
1970 li yılarda oluşan „Almancı çocuğu“ nitelemesi içerisinde olmam belki de beni böyle düşünmeye itmiş olabilir. Bu nedenle benim gibi bu göç dalgasından bire bir etkilenenlerin bu hikayelere hassasiyeti daha fazla olabilir.
Lafı fazla uzatmadan anlayışınıza sığınarak göçün ilk dalgasında yaşanmış, açılarla dolu bir hayat hikayesi anlatacağım sizlere.

1978 yılının yaz aylarından biriydi. Ülkemizin her köşesine yayılmış bir iç savaş ortamı yaşanmaktaydı memlekette. Bilinen derin-karanlık güçler tarafından geliştirilen iç savaşın bir darbeye sebebiyet vermeden halkın örgütlü gücüyle önlenebileceğini düşünen genç öğrencilerden biriydim. Daha 19 yaşında iken ikinci kez tutuklanmıştım. Deneyimli bir tutuklu genç olarak ceza ve tutuk evine çok rahat ve kendinden emin bir şekilde, 12 Mart 1971 hükümlülerinin bulunduğu „ siyasiler“ bölümüne konuldum. Bu bölümde, her siyasi grup sayısal gücüne göre kendi aralarında koğuşlara ayrılıyordu. Ben de 70 kişinin kaldığı en kalabalık koğuşa yerleştirilmiştim.
Koğuşta kalanların birçoğunu şahsen ya da ismen tanıyordum ama genede bir tanışma faslı geçti. Tanıtılanlardan birisinin adı Yetik’ti. Yetik, sakalları birbirine karışmış, elbiseleri kirli ve yırtık-pırtık, yaz olmasına rağmen sırtında pardüsü vardı. Tabi böyle birisinin siyasi koğuşta olmasına bir anlam verememiştim ama kimseye de bir şey sormamıştım.
Benim kısa sürede olsa Almanya’ya gelip gittiğimi bilen arkadaşlardan birisi;
- Mehmet bu Yetik varya Almancı, istersen Almanca konuş dedi.
Bende evet- hayır ve sayıları sordum gerçekten biliyor, hatta bazı cümleler kuruyordu.

Yetik tuhaf bir adamdı, kendi kendine konuşan, tek başına gezen ve bu koğuş dışındaki hiç kimseyle konuşmayan birisiydi. Geleni gideni kimsesi yoktu. Bu durumunu gören koğuştaki arkadaşlar yanlarına almışlar ve Yetik’in bu halini doğal kabul ederek ona sahip çıkıp tüm ihtiyaçlarını karşılıyorlardı.
Yetik ile Ceza evindeki gençleri belkide bir birlerine yakınlaştıran şey; Yetik’in ailesi için, gençlerin de halk için kendilerini feda edebilmiş olmalarıydı.
Hiç kimseden görmediği bu davranışlarından dolayı Yetik bu koğuşta kalanlara sevgi ve saygı besliyordu. Bu durumu ancak içerde kalışımın ikinci haftasında Yetik’in bakışlarından anlamaya başlamıştım.

Ceza evine düşen her hükümlü ve tutuklunun bir hikayesi olduğu gibi ;

bu gizemli adamın da mutlaka bir hikayesi olmalıydı…

Vardıda…

Yetik’in hikayesini bana da anlattılar, gerçekten çok acı ve hüzünlüydü.

Yetik ailenin en büyük oğluydu. Tarlaları, evleri var ama bir de traktörleri olsa gül gibi geçinip gideceklerini düşünürken, 1960 yılında Almanya’ya işçi alınacağını duyar.
Aileye bu fikrini açar tamam derler, Yetik’de ne olur ne olmaz der kardeşine vekâletini verir ve Almanya’ya gider. Yetik çok çalışır, tarlalara tarla katarlar,traktörü alırlar birazda para aktarır kardeşine ama bırakıp gittiği oğlu küçük Mehmet (memo) gözünde tüter, nasıl olsa istedikleri de oldu hasretliğe dayanamaz memlekete döner. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra kardeşiyle işe koyulmanın zamanı geldi diye düşünür.

Yetik böyle düşünür ama gel gelelim vekâleti alan kardeşi hiç de öyle düşünmez. Tarlaları, traktörü, anlayacağınız işe yarar tüm malları üzerine geçirir. Yoktan yere birde kavga çıkararak küser.

Olanlardan sonra Yetik, başına gelenlere hiç sesini çıkarmaz, eşi ve oğlu memo ile kendine küçük bir evde hayat kurmaya çalışır, bu arada kardeşin işi tıkırında Yetik’den de ses çıkmıyor. Ohh ne ala hayat güzel güzel devam ediyor.

Bir gün çocuklar sokakta oynarken kardeşi römorku arkasında takılı traktörle tarladan eve gelirken, traktörü gören çocuklar römorka asılmak için koşuşturmaya başlarlar. Çocukların bu haline kızarak sizmisiniz römorka asılan diyerek traktörden iner ve yakaladığı çocukları tokatlar bu arada tokatladıklarından birininde yeğeni Memo olduğunu bile düşünmez.
Kaçışan çocuklar arasında yakaladığı Memo’yu iyice tokatlar. Memo’nun çığlıkları olayı izleyen Yetik’in beyninde yankılanır.

Ne olduysa o an da olur…
Bütün olanları gözleriyle gören Yetik, içerden tabancasını alarak hışımla evden çıkar.
Kardeşinin yanına varır „Memo“ya bunu yapmayacaktın der ve kurşunu boşaltır kafasına; „dur yapma“ diyen herkesi vurur 4 ya da 5 kişi ölür. Ölenler arasında kardeşi, yengesi, yeğeni ve annesini hatırlıyorum.
Yaşanan olaydan sonra Yetik’in yolu bir daha ayrılıkla kesişir. Memleketin ortasında gurbetçiliğin yıllanmışlığını ve bu yıllanmişlıkla yoğrulmuş acıları pek de algılamadan, sorgulamadan uzun yıllar mapuslarda yaşayacaktır.

Olaydan sonra Yetik kaçmaz silahıyla teslim olur. İdam cezası alır. Kaçmadığı ve olayı doğru anlattığı için müebbet hapse çevrilir cezası. 1974 de çıkan genel af dan yararlanır. Sonra 1978 de ki infaz yasasından da yararlanan Türkiye’nin en kıdemli mahkumu salıverilmek istenir. Ama Yetik, yaşamaya alıştığı ceza evinden çıkmak istemez. 15 yıl tekrar ettiği tek cümle „Memo“ya bunu yapmayacaktın olan Yetik’in ne oğluyla nede ailesiyle ilişkisi vardı zaten bu ilişkiyi anlayacak durumda da değildi.

Yetik’in o çok sevdiği koğuş arkadaşlarının arasında bende vardım. Yetik’i topluca dışarıya uğurlarken gardiyanlar kollarından ve bacaklarından sürükleyerek çıkarmışlardı.

Aklıma geldikçe hala düşünürüm, serbest bırakılmayı istemeyerek ceza evinden zorla dışarı çıkarılan Yetik, yaşamını nasıl sürdürdü?

Bilinmez…
Bilinen o ki…

Amanha…

Memo’ya dokunmayalım…

Sevgi ve saygılarımla…

Mehmet Soytetir

soytetirm@hotmail.com



Aralık 21, 2008 · idareci · No Comments
Posted in: Mehmet Soytetir

Leave a Reply